İçindeki Çocukla Büyü!

0
4732

Antoine de Saint-Exupéry’ın eseri olan Küçük Prens, dünyada en çok dile çevrilen üçüncü kitaplardan biridir. Küçük Prens resimli çocuk kitabından çok çok daha fazlasıdır. Bir hayat felsefesini içinde barındırıyor. Kitap, bir amaç uğruna gezen gezegen dolanan bir prensin çocuksu gözünden yetişkinleri ele alıyor ve oldukça şiirsel anlatımlarla bize bir hayat felsefesi sunuyor. Çocuk olarak kalmayı dilemek için bir sebep arıyorsanız Küçük Prens’i okuyun. Eğer zaten okuduysanız bizi nasıl yetişkiliğe hazırladığını çoktan biliyorsunuz demektir.

Küçük Prens, büyüklerin tuhaf, anlaşılamaz, saplantı haline gelmiş alışkanlıklarına hayret ediyor. Gezdiği tüm o gezegenlerde yalnızca tek kişinin yaşaması insanların yalnızlılaştığına vurgu yapıyor. Ona hak vermiyor değilim. Yaş ilerledikçe büyümenin beraberinde getirdiği bu hastalıklara kapılıyoruz. Sorun büyümek de değil, içindeki çocukla büyüyememek de zaten. İşte felsefenin altında yatan tam da bu.

Büyüdüğünüzü ilk ne zaman hissettiniz? Sanırım ben, hayatın yorucu temposuna ayak uydurmaya çalışırken sürekli yalpalandığımda kaygı beslediğim zamanlar hissetmiştim. Küçük Prens’in büyüklere neden hayret ettiğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyor insan. Okurken zihninize ilmek ilmek örülen her kelime çocuk kalmaya özlem duyduruyor. Sanki başa bir Dünya’da yaşıyorduk çocukken. Orada, istediğin her şey olabilirdin. Hayaller dokunulmazdı.  

Yetişkin dünyada ilk önce hepimiz toplumun dayattığı kalıplar ve kurallar havuzunun içine atılıyoruz. Yüzmeyi bilip bilmediğin sorulmuyor. Kendimizi soluk soluğa giden bir yarışın içinde buluyoruz. Bir şeyler yaşıyorsun işte. Güvenin kırılıyor, canın acıyor, yalnızlaşıyorsun. Keşkeler çoğalıyor, korkuyorsun. Duygularını nasıl yaşayacağını bilemiyorsun. Hayatın anlamını sorgular oluyorsun. Oysa hayat sadece hayat işte. Anlam yükleyenler yetişkinler.

Bugün sizi içinizdeki çocuğu yeniden canlandırmaya davet ediyorum. Bugünü yalnızca içinizdeki çocuğu mutlu etmek için yaşayın! Yapmadığınız bir şeyi ilk defa yapın- deneyin mesela. Çılgınlar gibi dans edin, kitap okuyun, şarkı söyleyin; eğlencenin ruhunuza hissettirdiklerini unutmadan yaşayın. Zaman su gibi akıp gidiyor ve onu yakalamak için fazla endişelenirseniz yalnızca sayılarla ilgilenen büyüklerden olursunuz.

Bir gün boyunca istediğin kişiyi, şeyi ol. İçindeki çocukla birlikte oyuna ve insanların hakkında ne düşüneceğini umursama. “Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür. Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.” diyordu kitapta. Başkalarının ne yaptıyla çok fazla ilgilenirsen kendi potansiyelinin sınırlarını asla öğrenemezsin. Kibirli olma! Başkalarının hayranlığı için yaşıyorsan, kendin için yaşayamazsın. Ancak sadece kendin için yaşıyorsan, o zaman kimse seni sevmez.  

Hayatın kusursuz bir akışta olduğunu kabullenin. En beklenmedik anlarda hep en güzel şeylerin başınıza geldiğini unutmayın. Bir şey olmuyorsa zorlamayın. Bazı şeylerin öylece gitmesine izin vermelisiniz. İzin verin, çünkü sizin için tasarlanan daha bir şey var ve onun gelmesi için bazı şeylerin gitmesi gerekir.  

 Çevrenizdeki binlerce güzelliği farkedin; gökyüzü, bulutların şekillerini, ağaçları, kuşları, temiz havayı, günün doğuşunu ve batışını, yıldızları… Bakmaya değil, görmeye çalışın; yüreğinizle ! Hayatı yalnızca seyretmeyin. İpleri elinize alın ve küçük bir çocuğun büyük bir yüreklilikle yaptığı gibi kendi dünyanızın başrolü olun. 


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz