Kanserin Tedavisi Nedir, Neden Kanser Oluruz?

439

Evet arkadaşlar sizler için böyle bir yazı oluşturdum. Eminim hepimiz, bilinçli-bilinçsiz sağlığımızın yerinde olması için çaba gösteriyoruz. Biraz daha bilinçlenmek adına iyi okumalar…

Cesaretimizi toplayalım ve ölüm sebeplerine tabloda inceleyelim: Hastalık nedeniyle ölüm sebeplerinin içinde, ilk sırada yer alan kalp-damar hastalıklarından sonra, ikinci sırada kanserin ölüme sebep olduğunu görebiliriz. Kanserlerde ise her iki cins içinde akciğer kanseri birinci sıradayken (sigara nedeniyle), meme ve prostat kanseri, cinse bağlı olarak ikinci sırayı almaktadır (hormonlar sebebiyle). Ama her iki cins içinde üçüncü sırayı kolon kanseri alır. Saymış olduğumuz bu 4 sebep, hastalıktan ölenlerin yüzde 60-70 gibi bir oranına denk düşmektedir. Yaşlandıkça çoğunluk için risk oluşturan bu tabloya yakalanmak zorunda da değiliz. Bu tamamen bizim elimizde!

Hissediyorum, şimdi soruyorsunuz kanser olup olmamak gerçekten bizim elimizde mi? Kanserde genetiğin rolü yok mu?

Bir hastalığa sadece genetiğin vermiş olduğu bir durum olarak bakmak, gerçeği tamamen yansıtmaz. Elbette genlerde yazılmış bir program mevcuttur. Bunlar kişiden kişiye ufak farklılıklar gösterir. Fakat gendeki bu kodlar normalde sessizdir, yani “turn off” kapalı moddadır. Genetik yatkınlığımız olan bu kodların devreye girmesi için, genlerdeki o şifreli kodların “turn on” olması, yani açılması gerekmektedir. Genlerdeki insanlar arası küçük farklılıklar SNP-tek gen mutasyonu olarak adlandırılmaktadır. İnsanlar arası az çok SNP farkları mevcuttur. Fakat bu SNP’nin oluşturduğu-kodladığı genler sessiz kaldığı sürece sorun teşkil etmezler.
Bu sessizliği sağlamak için, DNA’ya hiç hasar gelmemelidir. Her türlü asitlenme, protonlar, toksinler, oksitler, serbest radikal artışı hedef olarak hücre membranı değilde hücre DNA’sını seçerse orada sorun büyüyebilir. Bu sorun da ömür boyu sessiz kalabilecek bu genlerin açılmasına, yani kendini ortaya koymasına sebep olabilir.

Yani aslında kötü genlerden ziyade genlerin kötüleşmesine sebep olan ve uyuyan kötü genleri uyandıran durum söz konusudur. Bu sessiz genlerin açılması “ekspresyon” olarak adlandırılır. Yani kendini gösterme, ortaya koyma da diyebiliriz. Bu genler kendini ortaya koyabilir, aynı zamanda sessiz de kalabilirler. İşte tam da burada  her şey bize bağlanıyor, “alkali beslenme” gerektiriyor. Yani “alkali beslenme” ile, kötü DNA’nın devreye girmesi, kalpten beyine, bağırsaktan eklemlere ve daha birçok çeşitli hastalıklarından arınabiliyoruz veya olumlu sonuçlandırabiliyoruz. Bunlara hiç bulaşmadan sağlıklı bir ömür geçirebiliriz. İşte unutmamız gereken bir gerçek: DNA’mızda yazılı bazı kötü kodlar olabilir, ama biz de onları susturabiliriz, bu bizim elimizde!

Genler hücrenin çekirdeğinde durmaktadır. Enerjinin üretildiği mitokondrilerden veya artıkların temizlendiği sitoplazmadan farklı bir yerdedirler. Sitoplazmada olan proton-asit artıklarını, glutatyon ve pek çok enzim temizlemek için uğraşır.  Fakat bunlar temizliği tamamlayamadıklarında, önce hücre membranı-hücre zarından, elektron-antioksidan çalarak temizliği tamamlamak isterler. Çünkü hücre zarından elektron çok rahat alınır. Sorun şu ki: hücre içinde, hücre zarından elektron çalma hızından daha fazla asit-proton birikiyorsa bunlar DNA’ya da saldırabilirler. Proton fazlaysa saldırı sırası bir gün DNA da olabilir. İşte burada da suskun DNA’mız devreye girebilir.

Aslında vücut dengesini stabil tutmak, hemeoztazis dengesinin korunmasına yardımcı olmak, vücut pH’ının dengede olmasını sağlamak, disbiyosis yaşama karşı koymak, biyosis yaşam sürmek, yani kanser ve kanser türü ve diğer birçoğu hastalıklara karşı koymak çok basit: Ne kadar proton, okadar veya daha fazlası elektron!

Fazla asidin-protonun hücre zarından elektron-antioksidan çalmasına karşı koyabilmek için yukarıda da bahsettiğimiz gibi “alkali beslenmek” şarttır. Bunun için hayvansal proteinler, çoğu karbonhidratlar, doymuş yağlar ve yediğimiz diğer tüm asit oluşturan (günümüzdeki hemen hemen birçoğu besinler) yiyecekler kadar, en az onlara karşı gelen antioksidanlar-elektronlar tüketmek tek çaredir. Bunlar daha çok bitkisel besinlerde mevcuttur. Zaten sağlıklı yaşam=bitkisel beslenmedir, diyebiliriz. Yani her öğünde yeşillik tüketilmelidir. Bunlar: brokoli, kıvırcık, ıspanak, roka, maydonoz, salata ve diğer tüm yeşillikler olabilir. Bunların yanında doymamış olan omega 3-6-9 yağları da gün içinde belirli dozajlar altında tüketilmelidir. Günlük su tüketimi ise 20kg başına 1litre olmalıdır. İşte bu tür beslenme ile hem sağlıklı yaşayabiliriz hem de bir çoğu hastalığa karşı koyabiliriz. Sağlıkla-Sporla-Bilimle kalın. 👍

Merhabalar, ben Spor Bilimleri Fakültesi öğrencisi Poyraz Dik olarak, VIAKEP.COM üzerinden siz değerli okurlara, bolca argümanlı makaleler yazma düşüncesindeyim. Alanım spor olduğu için, daha çok spor, sağlık, gelişim ve beslenme üzerine yazmayı öngörüyorum. Bunun yanında, ara ara felsefi yazılarımı da sizler ile buluşturmak istediğimi tebliğ ederim. İlginiz için hepinize teşekkürlerimi borç bilip, keyifli okumalar temenni ederim…

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın