İnsülin Direnci ve Bel Kalınlığı

228

Aslında tüm insanlarda insülin direnci var, diyebiliriz. Peki nedir bu insülin direnci, nasıl anlarız bunu? Bu soruların cevabı çok basit: öğle yemeğinden sonra ki uyku hali ve tatlı krizinden anlaşılacağı gibi bel bölgesindeki yağlanmadan da anlayabiliriz. Evet tartıda kilomuz fazla olmayabilir, ancak bel bölgesine baktığımızda her şey apaçık ortaya çıkar. Bel bölgesinde oluşan simit, yağlanma az veya çok sarkmalar, kırışıklıklar… Bunların hepsi insülin direncini ifade ediyor diyebiliriz. Bunlara gerek kalmaksızın insülin direncini karşıdan bakan birisi bel kalınlığımızdan da anlayabilir. Bu arada her insülin direnci dediğimizde aklımıza glikoz gelmemeli. Unutmayalım ki et yesek de bel kalınlaşabilir. Aslında buna artık insülin direnci değil de hücre zarı direnci demeliyiz. Çünkü hücrede, insülin dahil her şeye direnç var demektir bu. Hücre zarı direnci olduğunda belin kalınlaşmasındaki en büyük etmen akşam yemeğidir.

EN BÜYÜK SAĞLIK SORUNUMUZ AKŞAM YEMEĞİDİR! AKŞAM YEMEĞİ YEDİĞİMİZ İÇİN FAZLA KİLO ALIYORUZ!

Akşam yemeği yüzünden bu kadar hastalanıyoruz.

Akşam yemeği yüzünden sabah okadar yorgun kalkıyoruz.

Akşam yemeği yüzünden göbeğimiz şişiyor, belimiz büyüdükçe büyüyor.

Akşam yemeği yüzünden yaşlanıyoruz.

İşin özünü anlatmak gerekirse biz insanların akşam yemeği yememesi ve 16 saat aç kalması gerekiyor aslında. Yani 8 saat yemek yiyip, 16 saat aç kalmamız gerekmektedir. İdeal olan saat bunu gösteriyor. Biliyorum, şimdi siz bana sosyoekonomik sebeplerin izdüşümü olan modern hayatı anlatacaksınız;  “ben çalışıyorum sabah 9’da işe gidiyorum akşam 18 civarı eve geliyorum nasıl yemek yemeyeyim.” (TOKUZ AMA AÇIZ/DR. Ayşegül Çoruhlu/14.baskı/Haziran 2017)

Aslında akşam yemeği ihtiyaçtan çok sosyal bir olay halini almıştır, diyebiliriz. Tıpkı bir ödül gibi… Oysa akşam yemeği dediğimiz şey tamamen ortadan kalkarsave herkes bunu bir görev olarak görecek olursa, kimsenin bir daha doktora ihtiyaç duymayacağını itiraf edebilirim. Gün içinde besin seçimlerimiz yanlış olsa dahi, akşam yemeğini  kaldırırsak veya çok hafif tüketirsek, vücudumuz bunu toparlayabilir. Akşam yemekleri giderek geç saatlere atılıyor ve bunun yanı sıra uykudan hemen önce 30 dk önce, 60 dk önce vs vs. zaman tanımaksızın abur cubur tüketiyoruz. Bunlarda çok ağır veya hafif hastalıklarla sürekli karşımıza çıkıyor ve bu yüzden başta dahiliye olmak üzere günümüz hastahane poliklinikleri her gün tıklım tıklım dolmakta…

Biyolojik olarak uyku saatimiz 23’tür ve saat 23’te uyumalıyız. Çünkü gece 23’te melatonin, yani uyku hormonumuz vücudumuzda salınmaktadır. Bu saat değişmez ve kaçta yattığımızın da bir önemi yoktur. Alnımızın ortasındaki pineal bez (üçüncü göz de denilebiliyor) biyoritmimizi oluşturur. Gece olduğunu anlaması için dışarı çıkmaya ihtiyaç duymaksızın pineal bez bunu direkt algılar.  Saat 23’te beyin, melatonin ve daha sonra biz uyurken vücudumuzu tamir eden büyüme hormonu olan growt hormonun salınımını yapacaktır.

PEKİ AKŞAM YEMEĞİ YEMENİN UYKUYLA VE BEL GENİŞLEMESİ İLE NE ALAKASI VAR ?

Melatoninin saat 23’te salınması için bu saatten 5 saat öncesinde vücutta fazla enerji olmaması, varsa da bu fazla enerjinin hızlı bir şekilde depolama işleminin tamamlanması gerekmektedir. Yani gece melatonin hormonunun ve büyüme hormonunun iyi salınıp iyi iş yapabilmesi içini saat 18’de kandaki glikozun açlık değerinde veya bu değere yakın olması gerekmektedir. Bu saatten sonra kana glikoz girecek olursa insülin bunu acilen depolamak ister ve kan glikozunu acilen açlık değerine getirmek ister.  Çünkü bu şarttır.

Şimdi akşam yemeğini  yaklaşık olarak 19’da yediğimizi düşünelim ve olacakların küçük bir kısmını beraber gözlemleyelim. Öncelikle gece 23’te salınacak olan melatonin ve büyüme hormonu olan growt hormonu için bu tehlike arz edecektir. Akşam yemeğinden gelen enerjiyi hızlı bir şekilde ortadan kaldırmak için metabolizma devreye girecek. Glikozu gördüğü vakit pankreas tekrar insülini salmak zorunda kalacaktır. Kanda insülin olduğu vakit ise “lipoprotein lipaz” isminde, insülinden emir alan bir hormon yardımıyla hızlıca yağ depolanması yapılacaktır.  Ancak ince bir ayrıntı ki, akşam saatinde yağ depolama hormonu olan lipoprotein  lipazın (LPL) insüline karşı duyarlılığı gündüzdekinden çok daha fazladır. Lipoprotein lipaz gündüz de yağ depolaması yapmaktadır ancak akşam yaptığı depolama işlemi gibi acele etmemektedir. LPL’nin insüline bu kadar hassas olmasının sebebi vücudun biyoritminin gece olduğunu bilmesinden kaynaklanıyor. Amaç saat 23’ten önceki 5 saatlik zaman diliminde gereksiz glikozdan arınıp, vücudu uyku için hazırlamaktır.  Bu sebep dolayısıyla belirtilen saatler dışında yenilen yemekler çok daha hızlı depolanmaktadır. Akşam yemeğinden aldığımız enerjilerin hepsi metabolizma tarafından gereksiz fazla enerji olarak algılanmaktadır. Metabolizma, gelen bu gereksiz enerjiyi insüline direnç gösteren hücre zarlarından içeri glikoz olarak sokmak yerine, yağ haline getirip yağ depolarına göndermeyi yeğlemektedir. LPL’nin kullandığı yerler ise kalça, basen gibi uzak yerler değildir. Hızlı bir şekilde fazla enerjiyi yok etmekle meşgul olduğu için en yakın yerlere yani iç organların çevresindeki karın, bel bölgesinde bunları yağ olarak depolayacaktır. Yani geceki yağ deposu karın kısmının etrafıdır.(TOKUZ AMA AÇIZ/DR. Ayşegül Çoruhlu/14. Baskı/Haziran 2017)

Bel bölgesinde biriken yağlar kalçada, basende biriken yağlardan çok daha farklıdır. Belin etrafındaki yağların daha canlı olduğunu söyleyebiliriz. Yani bel yağlarının sessiz olmadığını söyleyebiliriz ama aynı zamanda sessiz bir enflamasyon sebebi olduğunu da söyleyebiliriz. Mevcut bir enflamasyon varsa, kronik bir hastalık da vardır, demektir. Her enflamasyonun olduğu yerde kronik hastalığın da olduğu gibi… Yani işin özü bel yağları, sadece bir yağdan ibaret değildir. Bu bölgede bulunan yağlar, beraberinde kat kat da hastalık getirmektedir. İşte günümüzde dahiliye ve diğer tüm bölümlerden çıkmamamızın sebebi tam da budur. Her hastalık başlamadan önce hücre zarı hasar görür ve daha sonra hasar büyür ve beraberinde hastalık gelir ve hastalık büyür. Görüldüğü gibi hücre hasarı ile hastalık birbirine paralel gitmektedir.

ESASINDA BEL BÖLGESİ YAĞLARI KATİLDİR!

Bel bölgesindeki enflamatuar maddeler vücudun diğer bölgelerinde de enflamasyon oluşturur. İşte bu yüzden vücudun diğer bölgelerinde de hasar görülür ve hasar büyür. Hasar büyüdükçe hücrelerimiz, hücreler arası iletişim kopukluğu yaşar. Bu böyle devam ettikçe yaşlanmamız da hızlanır. Bel yağları otoimmün hastalıklar için temel oluşturur. İşte bu yüzden bel yağları katildir!Akşam yemeğini geç saate aldığımızda hem yağ oranımız artar, hem ertesi sabah yataktan çok yorgun kalkarız. Bunların yanında biz uykudayken growt hormonu dediğimiz büyüme hormonu, onarımını istediği gibi yapamaz ve aslında biz uyuyup güç kazanmak yerine güç kaybedebiliriz.

Aslında vücudun alkali dengesini rahatlıkla sağlayabiliriz! Alkali denge yani fazla yağlardan ve diğer bir çoğu hastalıklardan kurtulabilmek içinsebze tüketimine önem vermemiz gerekmektedir. Özellikle hayvansal protein tükettiğimiz vakitlerde yediğimiz hayvansal proteinin en az 3-4 katı kadar da çiğ sebze tüketmeliyiz ki vücudun asit-alkali dengesini koruyabilelim. Tam tersini  düşünecek olursak, yani vücudumuza hayvansal protein yükleyip devamında alkali bir besin eklemediğimizi varsayarsak ne olur ? Öncelikle hayvansal protein vücudu asitlendirecektir. Asitlendirdiği için hücre zarına zarar verecektir. Daha sonra hücre içi iletişim kopukluğu yaşanacaktır. Bunlarda bildiğiniz üzere bunaklık ve yaşlılığı hızlandırıp devamında boy boy hastalık getirecektir. Böylece zincir oluşur devam eder… Yani hücre zarının hasar gördüğü her vakit, hastalığın başlangıcıdır. Ama biz bunu hemen farkedemeyiz. Tıpkı ilk sigara içtiğimizde hemen kanser olmadığımız gibi…  Ancak bu gibi bir beslenmeden yaklaşık 20-30 yıl sonra net olarak bunlardan gelmiş ciddi oranda zarar görebiliriz. Tabi bu 20-30 yıl içerisinde de sürekli hasta oluruz ancak hastalığın sebebinin, asitli yiyeceklerin yaptığı hücre içi hasardan olduğu kanıtlanamaz. Ta ki 20-30 yıl sonuna kadar… Sigarada da aynısı geçerli. Biliyorum, bir çoğunuzdiyeceksiniz ki: ben beslenmeme hiç dikkat etmiyorum ama aynı zamanda hiçbir sorunla da karşılaşmıyorum. Şimdi ben de sizlere cevap veriyorum: gidin anne, baba, çevrenizdeki sürekli hasta olan, hastahaneden çıkmayan insan modellerine bakın. Sizi tenzi ederim hepsinde fazla kilo göreceksiniz, özellikle bel bölgesinde… Özetle tekrar belirtiyorum: hemen hemen tüm hastalıkların başlangıç sebebi, HÜCRE İÇİ HASARLANMASIDIR. Başlangıç da ve uzun süre ne kadar hasta olunsa da bunun sebebi farkedilmez. SAĞLIKLA-SPORLA-BİLİMLE kalın.

Merhabalar, ben Spor Bilimleri Fakültesi öğrencisi Poyraz Dik olarak, VIAKEP.COM üzerinden siz değerli okurlara, bolca argümanlı makaleler yazma düşüncesindeyim. Alanım spor olduğu için, daha çok spor, sağlık, gelişim ve beslenme üzerine yazmayı öngörüyorum. Bunun yanında, ara ara felsefi yazılarımı da sizler ile buluşturmak istediğimi tebliğ ederim. İlginiz için hepinize teşekkürlerimi borç bilip, keyifli okumalar temenni ederim…

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın